Yol, herhalde; meleklerin itiraz edip, "Orada bozgunculuk yapan, kan döken birini mi halife yapacaksın? Oysa biz seni överek tespih ediyor ve seni takdis ediyoruz' dedikleri; (buna karşılık Rabbin de): Ben sizin bilmediklerinizi bilirim,' dediği" şeyleri; insanların bileceği, yapacağı, olacağı, göstereceği mecradır.
Yol, Allah'ın; "Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: ″Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır″ dediği" boyutta; indirildiği yere tekrar dönüş hak ve liyakatini kazandığı ve düşmana galebe çalabildiği mecradır. Yani şeytanın istediği gibi at oynatamadığı, şeytanlaşmışların hükmünün geçmediği alandır.
Yol; samimilerin, sadıkların, yakınlaştırılmışların, muttakilerin, adam gibi adamların, görenlerin, bilenlerin, Rabbanilerin, salihlerin, doğruların, inananların, hakikat taraftarlarının bulundukları zemindir. Bu yolda; hakikate düşman olup, üstünü örtenler, doğruyla-yanlışı bulamaç edenler, iki yüzlüler, gafiller, meselesizler, hainler, akletmeyenler, boş işlerle uğraşanlar bulunmazlar.
Yola girmenin ön şartları vardır. Soyut inanca, edebiyata, lafa konu ettikleri; fiili varlık ve müdahilliğine inanmadıkları; zanni tahayyül ve tasavvurlarına uygun; beraberinde birçok otoriteyi de kabul ettikleri bir rabbe değil; yerlerin, göklerin, evrenin, kainatın, atomların, atomaltının, onun altındaki alemlerin, görünür alemlerin, bütün varlıkların, sistemlerin, olguların, oluşların, ilişkilerin tek sahibi, yaratıcısı, yöneticisi, koruyanı, rızıklarını ve enerjilerini sağlayanı, fıtratlarını belirlemiş, icat etmiş, ilk yaratılışlarını gerçekleştiren, sürekli yaratılış gerçekleştiren, diri, insanların, varlıkların ve hayatın tüm hal ve boyutlarına her an müdahil olan ve Kendisini Kitapta tavsif edip, dilediklerine de bilmesini nasip eden; mülkün ve gücün tek sahibi, dilediğini, dilediği zaman yaratan ve bunu da "ol demekle" gerçekleştiren Rabbe iman edenlerin; soyut ve pasif bir durumu değil; bilinç, tasavvur, duygu, iman, hal, sorumluluk ve ilişkiyi kapsayan; ismi "hamd" olan, aktif ve fiili duruşlarını tarif etmektedir. Bu, hiçin, hep karşısındaki haddini bilişinin simgesidir. Ve ilk koşuldur.
İlk koşul olan; "alemlerin Rabbi karşısında hamd duruşunu" gerçekleştirenlerin, iki kök hedefi ifade eden iki ahdi beyan etmeleri gerekmektedir; "yalnız Allah'a kulluk etmek ve yalnız Allah'tan yardım dilemek (ummak, beklemek)". Bu ahdi verdikten sonra ilk ve kök yardımı talep etmektir. "Beni doğru yoluna hidayet et." Bu talep, kendi içerisinde kök bilinçler barındıran bir istektir. Öncelikle "doğru yol bilincini" iktiza etmektedir. Bu bilinç, doğru yolun anlamı, fonksiyonu; neden, öncül ve kök dilek olmasını gerektirdiğinin cevabı ile inşa olmaya başlamaktadır. Sonra da doğru yola "hidayet" istenmektedir. Hidayet, aslında bu bilinci, tüm süreç ve fonksiyonlarını, icaplarını, mümkün kılıcı unsurlarını kapsayan bütüncül bir anlam ve işleve sahip kavramdır. Bilincin muhtevası bununla bitmemektedir. Zira; "nimet verdiklerinin yoluna" nitelemesi ile talep edilmektedir. Nimet, insanlara, hayatla birlikte, verilecek bütün imkân ve kaynakların, ancak varlık nedenini gerçekleştirecek yerlerde ve biçimde kullanabilmek niteliğini ifade etmektedir. Yani doğru yola hidayet edilip, burada yürümesine müsaade edilen kişinin, kullanmasına yetki verilen bütün kaynakların; yerli yerinde, anlam ve amacına uygun biçimde kullanabileceği mahiyette olmasını talep etmesi de kök bilinçtendir.
Ön koşulların, asgariden niyetle ve beyanla deruhte edilmesinden sonra, yol rehberi olarak, "kendisinde hiç şüphe olmayan Kitap" önlerine konulmaktadır. Burada ikincil koşullar devreye girmektedir. Zira Kitabın, herkese değil sadece "müttakilere", yani hamd duruşunu beyan etmiş olanlardan, Allah'a karşı sorumluluklarını ifade ve inşa edeceklere "hidayet rehberliği" etmesi hükme bağlanmıştır. İttika soyut bir kavram değil, unsurlarıyla birlikte inşa edilmesi gereken bir olgudur. Kitap, rehberliğini tahakkuk ettirip, bu inşanın nasıl gerçekleştirileceğini göstermektedir. Müttakiler; "gaybe inanırlar, salatı ikame ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Sana indirilene ve senden önce indirilene iman ederler ve ahirete de onlar kesin olarak inanırlar." hükümleri ile başlayıp, Kitap boyunca da müttakilerin vasıflarının ifade edilmesiyle devam eder. Elbette bu vasıflar sadece bilinip konuşulacak şeyler değil; her birisi tek tek inşa edilecek hal ve hususiyetlerdir.
Yola girip, yolda kalmanın adap ve erkanı, bu ön koşulların bilinmesi, inanılması, kabulü ve inşası ile başlamaktadır.
Sanki bu yola girmek imkânsıza yakın zor gibi gözükmektedir. Gerçekte böyle midir? Bu sureta zorluğun anlamı nedir?
Gerçekte, izafi olarak, hidayet edilmiş kişilere bir zorluk yoktur. Çünkü hidayet sadece soyut bilmeyi değil; tasavvuru, imanı, bilinci, talebi, gücü, umudu, enerji-imkân ve destekleri de içerisinde barındıran bir olgudur. Ancak doğru yola hidayet edilmeyi talep edenlere nasip edildiği için, onlara zorluk olmaz. Ayrıca, doğru yol, şeytanın müdahalesinden ve etkisinden muhafaza olunduğu zemin ve koşullara sahip olduğu için, buraya hidayet edilenler, Allah'ın nasip etmesi durumunda zorluk kavramının anlamsız olduğunu, bilmeye engel olan şeytanın iğvalarından da korunmaktadırlar. Bu imkânlara sahip olmayanlarda, imkân ve korunma olmayacağı için, zorluk algısı da doğal olacaktır.
İnsanlar, kendi doğalarını yani; varlıklarının, hayatlarının anlamlarını ve nedenlerini; bunu gerçekleştirebilecekleri ilkeleri, sınırları, değerleri, hukuku, ilişkileri, sistemleri, mekanizmaları, yolları, yöntemleri, kaynakları, sezgileri ve tüm kök hükümleri ancak doğru yol üzerinde öğrenip, bilebilirler. Varlıkların, olguların, oluşların, ilişkilerin doğasını ve yani eşyanın tabiatını doğru yolda öğrenebilirler. Tüm yardım, destek, ilham ve korunmayı da burada elde edebilirler. Bu boyuttaki bütüncül tatmin, firaset, basiret, hikmet, cesaret, güzel ahlak, güçlü şahsiyet ve adam gibi adamlık burada elde edilebilir. Mallarla ve canlarla mücâhede burada gerçekleşir. Bunlar nihai hedefe ulaşmanın lazım şartlarındandır.
“Ey itminana ermiş nefis! 'Sen Oʼndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön!' Kullarımın arasına gir. Cennetime gir." Hiyerarşik süreci, yolun adap ve erkanı arasındadır.
Nefsi itminana ermemiş ya da ermek sürecinde olmayanlar; nefsini ilah edinmiş olanlar veya henüz benliğini inşa edememiş, onun etkisinde bulunup, baş değer olarak görenler ve bunun etkisi ile benlik, ahlak, şahsiyet sorunları ve psikolojik sıkıntılarla uğraşanlar; bunun farkında olmayıp, bulundukları hal üzerinden normaller geliştirip, bu perspektiften hayatı anlamlandırmaya çalışanlar; muhtemelen henüz doğru yol bilincinden uzak konumdadırlar.
Bu sürecin nihayetindeki hedef olan cennete girmenin lazım şartı olan Allah'a kulluk düzeyine ulaşmak ancak doğru yol üzerinde gerçekleştirilebilecek bir vakıadır.
Yolda bulunanlar Rabbanilerdir ve bunlar, insanları sadece Rabbaniler olmaya davet ederler.
Yol üzerinde bulunan Rabbaniler, yol üzerinde bulunan diğer Rabbaniler ile yol arkadaşı yani refiktirler. Refiklik, yol dışındaki ilişki ve arkadaşlıklardan farklı samimiyetlere, derinliklere, özelliklere sahiptirler. Bu kıvam, yol dışındaki hiçbir sosyal birliktelikle özdeş olamaz ve anlaşılamaz.
Yol dışında herhangi bir alanda, koşulda, zeminde yaşanan hayatlar hakikatten doğmamıştır. Buralar oyun ve oyalanma alanlarıdır. Buradaki zanlar, insanları; hakikate, hidayete, itminana, cennete ulaştıramaz.
Kitapta, insanların çoğunluğuna dair verilen aşağıdaki haberler;
"Şükretmezler, fasıktırlar, cahildirler, zanna uyarlar, hakikati anlamazlar-görmezler-duymazlar, gafildirler, iman edecek değildirler, şirk koşmadan iman etmezler, hakka inanmazlar, haktan hoşlanmazlar, müşriktirler, akletmezler, kıyamete inanmazlar, Allah nezdinde dinin fıtrat olduğunu bilmezler, yalancıdırlar vs". herhalde doğru yolun dışındaki hal ve zeminde bulunanlar için bildirilmiştir.
Bu kadar bilgi ve tespit bile, doğru yol bilinci elde edebilmek için; kültürel ya da diğer hikmeti kendinden menkul faaliyetler mertebesinin ötesinde bir talep ve çabayı mecbur kılmaktadır. Bu hususta şeytanın en güçlü iğvalarından birisi; doğru yol dışında kurulmuş hayat biçimlerinde yaşarken; bu hayatı kabul etmiş, kanıksamış ve bunun dışında gerçek bir tasavvur ve talebe sahip olmaksızın; doğru yola ilişkin zanni ve sahici olmayan laf, söz, tavır ve faaliyetlerle oyalanırken; doğru yolun fıtratına ilişkin ahkam kesip/kestirip, bundan da "tatmin" olmayı sağlaması ya da tatmine ulaşacağını zannetmesidir.
Hidayet (rehberi) Kitaptır. Hadi Rab'tır. İcabet samimi istemeyedir. Yakin hasıl olunca, bütün zanlar ortadan kalkar. Din gününde bütün gerçekler ortaya çıkacaktır ve bunun insanların neye, nasıl inandığı ile alakası yoktur. Ancak din günü, tek yönlü ve geri dönüşü olmayan bir yolun nihayetindedir.
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?