YAPMAYI VE OLMAYI UNUTAN İNSANLIK

Hâlbuki anlamları Allah yaratmıştı ve insanlar bu anlamların gerçekleşmesi için çaba gösterdikçe varlıkları anlam kazanacak ve kendileri de değerli olacaklardı. Bunun için insanlar; yapacaklar, yapmak için olacaklar, olmak için yapacaklar, yaptıkça olacaklardı. Bunun ötesi, berisi, dışı, başkası yoktu. Zira insanı yaratan böyle anlam kazanmasını murat etmişti. Anlam olmazsa, insan da olmazdı. 

Oysaki yapmayı ve olmayı unutan insan; anlam olmadan yaşamayı mümkün kılan bir hayatı da yaratamayınca; girişti anlam imal ve icat etmeye. Hiç imal edilmiş, hakikisi gibi olur mu? O yüzden sırıtıyor, komik bile görünmüyor, değer kazandırmıyor, değersizleştiriyor. Ve hatta yakıp yıkıyor, kırıp döküyor; yokluktan varlığa çıkartamayacağını bile bile, yaratıcıyla ilahlık yarışına kalkışabiliyor. Zanlardan biriktirdikleriyle hakiki olanla baş edemeyeceğini anladıkça da şeytanla kötülük yarışına girebilecek kadar hüsran üretebiliyor… 

O sebepledir; insanların yapmadıklarıyla övünüp, olmadıklarını sergilemeye çalışmaları. O sebepledir; güç gösterileri, hunharca katliamları, tüm azgınlıkları. Zannederler ki kendileri böyle bir gülünç, korkunç aldanış içerisindelerken, diğerleri de aldanıp onların yaptıklarını, söylediklerini, teşhir edip sergilediklerini anlamlı görüp değerli buluyor ve onlara değer veriyor. 

Anlamsız yaşamanın mümkün olmadığı bir hayatta, hakiki anlamlarla bir hayat inşa edebilmeyi başaramamış olanların fecaat hallere sürüklenmesi; bunun artan ivmelerle gerçekleşmesi; insanların çaresizlik ifadelerine ya da sürüklenişlerine, kendilerinin şahit olmaları, kocaman bir trajedi olarak insanlığın önünde durmaktadır. 

Hiç hakiki olmayan hakkın yerini tutar mı? Hiç Hakkın değer vermediği, değerli olur mu? Hiç Hakkın yaratmadığının anlamı olur da değer kazandırır mı? 

O sebepledir ki; lüzumsuz konuşmalar, beyhude işler, günün sonunda kocaman bir hiçe irca olurlar; eğer hakiki anlamı tahakkuk için söylenmiş ve yapılmış bir sahici niyete ve nedene istinat etmiyorlarsa. O sebepledir ki, insanların bir bölümü, hakiki anlamı gerçekleştirmek için yapmayı ve olmayı unutmuşsa ya da hiç öğrenmemişse; o zaman, varoluşsal bir mecburiyet olarak, anlam imal ve icat etmek için; söyleyecek, yapacak, gösterecek ve teşhir edecektir. 

Hakiki anlamla söylemeyen, dinlemeyen, yapmayanlar; kendisi gibi düşünen ve savunanlarla birlikte büyük bir koro olsalar; kalabalıklar oluştursalar; birliktelikleriyle anlam bulmaya çalışsalar da değer kazanı, haklı olamazlar. Olsa olsa, sonu hüsran olacağı haber verilen akıbete, hep birlikte yürürler. 

Hakiki anlamları ifade etmeyen sözler; şöhret kazanmışların ağzından çıksa ve büyük kalabalıkların kabulüne mazhar olsa da kıymet ifade etmezler. 

Hakiki anlamlardan tahakkuk etmemiş teklifler, velev ki, imal edilmiş otoritelerin onayı ve referansı ile sunulsa da hak açısından bir anlam taşımazlar. 

Hakiki anlamlarla şeref bulmuş insanlar, eğer yüz çevirir de anlam icat etmek derekesine düşerlerse, paylarına dilencilikten başka bir şey düşmez. 

Amelin, ahsen olması, anlamının hakikati ile ilgilidir. 

O yüzden emirler gelmiştir Haktan, o yüzden denmiştir; “emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” ki insan “olmadan" yapamaz, bilakis olmayanlar bozarlar…

Maide Suresi 105 “Ey iman edenler, üzerinizdeki (yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz, sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı haber verecektir.”

 

 

0 Yorumlar