UMUTSUZLUĞA KAPILMAK YAHUT UMUTSUZLUĞA DÜŞÜRMEK

Muhtemelen aynı şiddette iki günahı ifade eden iki kavramdır, bunlar. Umutsuzluk ve umutsuzluğa düşürmek.

Yüzünü ağyardan çevirip, yara dönmüşlerin; kimseden bir şey bekleyip, ummayanların; hasbi olup rablaşmaya çalışmayanların; hakikati bilip, inanıp, Rabbe sığınıp dayananların, işleyemeyeceği türden günahlar. 

Hz. Yunus'un ümitsizliğe düşüp, kavminden ayrılması hadisesinde, kaçımız Yunus'la özdeş bir hale sahiptir. Yani kaçımız, hakikati anlatmak için bilebildiğimiz her yolu deneyip de sonuç alamayıp, artık ümitlerimizi tümüyle kaybedip, o kavmi terk etmekten başka çare bulamadık. Ya da kaçımız, Yunus'un bütün çabalarını boşa çıkartıp, ümitsizliğe düşürenlerle özdeş bir halde olduğumuzu hissediyoruz. Elbette Yunus'un kavminin de Yunus'un çabalarını boşa çıkarmasının, ümitlerini kaybedip, hakikati anlatmasından vazgeçmesini sağlamanın gerekçeleri vardı. Ancak ne bu gerekçeler Yunus'un kavmine haklılık sağladı ne de Yunus'un ümitsizliği Yunus'u haklı kıldı. Fakat Yunus'la özdeş hissedemeyenler, dönüşünden sonraki usul ve sonuçlara ilişkin de fikir sahibi olamayacaklardır, muhtemelen. 

Kendimizi, Taife hakikati anlatmaya giden Resulle mi özdeşleştiriyoruz, ya da bunun önemini anlamayıp, bu çabaları boşa çıkartan Taiflilerle mi? 

Eğer kendimizi Resulle özdeşleştiriyorsak, onun yalnızlığı, sabrı, beklentisizliği, Rabbe güvenmesi ve sığınması; en zor ve sıkıntılı durumda bile fıtrat hükümlerinden zerre kadar taviz vermeyi düşünmemesi; hiç umutsuzluğa kapılmaması ancak en zorlandığı anda, zayıflığını ve çaresizliğini Allah'a arz etmesi, bizlere çok tanıdık hal ve duygular gibi gözüküyordur. Ya da Resule muhalefet edenlerle mi özdeşleştiriyoruz kendimizi? Bu durumda; mevcut hale ilişkin olanların kabulü, savunulması, buna karşı yüzleşmeye davet edenlere muhalefet ve öfkemiz; akletmekten imtina, korkaklık, küçük hesaplar ve yönelimler; hakikati inşa yerine, orijinal olmayan hakikat/fıtrat tarifleri oluşturup, bunlarla kendimizi ifade etmek; yüzleşmekten, muhasebeden kaçınmak ve benzeri hal ve duygular daha tanıdık gelecektir. 

Sıkıntılarından kurtulup, hakikat savaşı vermek için bir lider isteyenlerle mi, Talut'la mı? Allah duaya icabet edince, isyan ederek yerinde oturanlarla mi? Yasaklanan sudan içip te yolda dökülenlerle mi? Yoksa bu imtihanlardan yüz akı ile çıkıp, köprünün karşısına geçenlerle mi özdeşleştiriyoruz, kendimizi? Ya da hiç sıkıntı duymayıp, yardım bile istemeyenlerle mi? 

Yol arkadaşları tarafından iftiraya maruz kalmış, halini Rabbine arz etmiş ve tevekkül etmiş olan Aişe'nin haliyle mi özdeşlik kuruyoruz; yoksa zanna uyup, adaleti tahakkuk ettirmeyen ve kampanyaya dahil olanlarla mı? Birincisi ile özdeşlik kurabilmek için; dostum, yoldaşım dediklerinizin iftira kampanyasına maruz kalıp; "hasbunallahi ve ni'mel vekil" deyip, sabretmiş olmanız gerekir. İkincisi ile özdeşlik kurabilmek için; Allah'tan korkmayıp, ahireti umursamadan; aslını bilmediğiniz hususlarda, bilmediğiniz sebeplerle iftira kampanyaları düzenlemiş ya da kampanyalara dahil olmuş veya bu duruma duyarsız kalmış olmanın duygusu ve hali ile yüzleşmiş; sonra da ne helallik almış ne de tevbe etmiş olmamanız gerekir.

Kerbela'da, Hz. Hüseyin ve yanındakilerle mi özdeş duygulara ve hale sahibiz, yoksa onlara kıyanlarla mı? Eğer Hüseyin diyorsak; hayatı, hakikate feda etmeyi mükafat günü, hüsn-i hatime olarak görüyor ve hissediyoruz demektir. Hz. Hüseyin'e kıyanların özdeşlikleri ise ancak jeopolitik menfaat ve risk gerekçeleri ile ellerine mazlum kanı bulaşanların bilebileceği bir şeydir. 

Ebrehe'nin ordusuna direnip, mücadele edenlerle mi, yoksa, develerinin peşinde olanlarla mı özdeşleştiriyoruz kendimizi? Eğer mücadele edenlerle diyorsanız; bugün Kabe'nin sembolize ettiği değerleri yok etmeye çalışanları biliyor; onlarla mücadele etmenin formasyon ve icaplarına haiz; tek yüzlü, cesur, samimi ve sahici bir duruşa sahip olanların hallerinden de haberimiz var demektir. Korkak, meselesiz, duruşsuz, tavırsız, yönsüz, küçük hesapların peşinde, laf ehli pragmatistlerin hal, duygu ve gözlemleri ile daha çok, deve peşinde koşanlarla özdeşlik kurabilirler. 

Zira her tercihin bir sonucu; her halin bir duygusu vardır. Lafın, iddianın, zannın bir hükmü yoktur. Eğer yüzleşme, şahitlerle ve şahitliklerle özdeşlik üzerinden yapılacaksa; illaki tercihlerin sonuçlarını ve sonuçların duygularını mukayese etmek lazımdır. 

Henüz, herkesin ayrı bir alem olduğunu; Allah'ın, alemlerin Rabbi olduğunu; Rabbin, her an ve her işe dahil ve müdahil olduğunu yakinen bilemeyenler ve gayrısından beklenti içerisinde olanlar ümitsizliğe düşebilirler. Kendisinden beklenti içerisinde bulunulanlar da bu beklentileri karşılamadıkları veya böyle bir emare göstermedikleri durumda, umutsuzluğa düşürebilirler. 

Bu durum, umutsuzluğa düşenler için, hamlık; umutsuzluğa düşürenler için; yanlış anlaşılmışlık, tanınamamışlık, gaflet, dalalet, ihanet, cehalet, liyakatsızlık, sorumsuzluk, bencillik, tembellik, farkında olmamak, yetersizlik, meselesizlik, duyarsızlık, umarsızlık, ilkesizlik, değersizlik, sorunlu olmak gibi anlamlara gelebilir.

0 Yorumlar