TAHTA PERDEDEKİ DELİKLER

Masal dinlemeyi kim sevmez ki? Sadece yaşa göre; dil, zekâ ve konu farklılıkları söz konusu olabilir. Fakat yediden yetmişe herkes için masallar vardır. Bende bugün bir masal yazacağım. Orta batı Masal Enstitüsünden, hem de ödüllü. 

Küçük bahçeleri olan, mütevazı fakat şirin ve kullanışlı evlerin olduğu yerleşim merkezinin tam ortasında, devasa bir boş arazi vardı. Bu mütevazı yerleşimde yaşayan, üç, sakin olmayan adam, bu beldenin sakinlerine, bu arazinin onların olduğunu yani kamu arazisi olduğunu tekrarlayıp, burası için plan yapmalarını ve buranın imar ve inşasını düşünmelerini telkin ediyorlardı. Gerekçe olarak; eğer bunu yapmazlarsa, bir gün, onların olan arazinin yağmalanıp, arzu etmedikleri biçimde yapılandırılacağını ve hayatlarını çok kötü etkileyeceğini söylüyorlardı. 

Söylenen oldu ve birileri bu araziye el koydu. Arazinin etrafı, içerisini göstermeyecek yükseklikte tahta perde ile çevrildi. Bölge sakinlerine sadece, tahta perdeye paralel, aynı anda iki kişinin geçebileceği patika yollar bırakıldı. Sakinlerin bütün ufukları kapandığı gibi hareket imkânları da kısıtlanmıştı. 

Tahta perdenin içerisinde bir proje başlatıldı. Başlangıçta tahta perdenin üzerine projenin resimleri konuldu. Hem merak, hem de hayranlık uyandırıldı. Fakat ilerleyen zamanlarda bu resimler çevre sakinlerinin meraklarını gidermeye yetmeyince, bazıları içeride ne olduğunu görmek için tahta perdeye tırmanmaya başladılar. Ancak bu durum birkaç kişinin yaralanmasına, tahta perdenin de zarar görmesine yol açınca, proje sahipleri tahta perdenin üzerine göz delikleri açtılar ki, meraklı sakinler bu deliklere gözlerini dayayıp, içeride olup biteni, görebildikleri kadar gözlesinler. 

Artık tahta perdenin önünde, gözünü bu deliklere dayayıp, olup-biteni gözlemeye çalışan pek çok kişi oluyordu. Bu durum, zaten dar olan yolu iyice daralttı ve rahatsızlıklara, mızırdanmalara yol açtı. Bu hale şöyle bir çare geliştirildi. Bazı yerlerde tahta perdeyi içeri çekip, dört metreye, dört metre alanlar oluşturdular. Diğer delikleri kapatıp, buralara delikler açtılar. Artık deliklerden içeriyi gözleyenler, gelip geçenlere mani olmuyordu. Zamanla bu alanlara tenteler ve masalar konuldu. Böylece hem içeride olanlar gözlenebiliyor, hem de gözlemlerin müzakereleri yapılabiliyordu. Bu, sakinlerin hayatlarına ayrı bir renk kattı ve içerideki süreçle bir iletişim ve bağ gelişmesine zemin oluşturdu. 

Bu iletişimin sonuçları oluştu ve sakinlerin bir bölümü içerideki projede çalışmaya başladılar. Artık sarı baretleri ve yelekleri ile tahta perdenin içerisindeki alana girip, çıkmak imkânı doğmuştu. Önceleri sadece amele, düz işçi, hizmetli olarak başlayan ilişki, daha sonra mühendis, yönetici ve hatta taşeron olarak devam etti. 

Bunun da sonuçları oldu. Öncekine nazaran daha çok para kazanan çevre sakinlerinin bunları harcayabilmeleri ve içerideki süreçte öğrendikleri yeni talep niteliklerini karşılayabilmeleri için, onlara mahsus projeler geliştirildi. Eski yaşadıkları yerlerle, merkez projenin çevre bölgeleri arasında, tahta perde ikinci kez içeri çekilip, alan açıldı ve onlar için konutlar ve yaşam bölgeleri oluşturuldu. 

Elbette bu projenin, merkez proje ile; konsept ve mahiyet açısından hiçbir ilişkisi yoktu. Buralar, adeta eski yaşam alanları ve biçimleri ile yeni proje arasında bir geçiş, hatta oryantasyon mekanları gibi idi. 

Merkez proje, el emeği, alın teri ile kazanılamayacak büyüklükteki paraların harcanabileceği hayat biçimini ve imkânları karşılayacak çeşitlilik, nitelik ve ölçeklere sahipti. 

Bu arada, eskiden beri sakinlerin sükûnetlerine tasallut edip; burası sizin yani kamunun, sahip çıkın ve siz inşa edin diyen üç deli, hala burası sizin demeye devam ediyorlardı, ancak artık iş işten geçmeye başlamıştı. Ne düşündüler, neden böyle davranmaya devam ettiler bilinmez ama onlar vazgeçmediler. Hatta o kadar vazgeçmediler ki; projenin tamamlanan kısımlarında tahta perdeler kaldırılınca; merkezdeki proje bütün ihtişamıyla ortaya çıkıp, çevre sakinleri; "ah keşke bizim de orada yaşamak imkânımız olsa" diye ağızlarının suyu akıp, kendileri de bu suyun seline kapılınca; yani sureta bir şey değiştirilemez duruma gelince bile, onlar deli deli davranmaya devam ettiler. Nasıl mı? Bir dönem bu üç deli yüksekçe bir tepede, gün doğumundan, gün batımına kadar oturup, ufka bakıyorlardı. Ne yaptıklarını soranlara da; “ebabilleri” beklediklerini söylüyorlardı. Ebabil konusu, ağız suyunun seline kapılanlar arasında da epeyce popüler oldu. Bir dönem, ebabil şiirleri, sloganları, romantizmi, kitabevi vs. gırla gitti. İçlerinden bir mütefekkir bunu, vicdan sıkışmasının bir tezahürü olarak açıklamıştı. 

Ebabiller gelmedi fakat deliler de vazgeçmedi. Onlara göre, bu samimiyete bir gün bir cevap geldi. Çok şiddetli yağmurlar yağmaya başladı. Dereler coştu, yeraltı suları taştı, tandır kaynadı ve henüz projenin uygulanmadığı büyük bir alan su altında kaldı, adeta deniz oldu. Proje durduğu gibi, su, projenin bittiği yerleri de tehdit etmeye başladı. Bir telaş, bir panik, kanallar, derivasyon tünelleri, büyük duvarlar inşa edilip, yapılanması tamamlanmış alanlar kurtarılmaya çalışılıyordu. Geçiş alanındaki ve eski yerleşimdeki sakinlerin sanki hiç şansları kalmamıştı fakat panikleyen de yoktu. İçlerindeki aynı mütefekkir bunu, şok halinin tezahürü ve yalancı tevekkül sendromu olarak izah ediyordu. 

Asıl ilginç olan üç delinin durumuydu. Bu hali, duaların kabulü olarak görüyorlar ve başlarını şükür secdesinden kaldırmıyorlardı. 

"Araziyi su bastı, deniz oldu, artık buraya kimse bir şey inşa edemez, siz neden seviniyorsunuz?" diyenlere; "Allah araziyi koruma altına aldı. Artık yağma yapmak imkânları kalmadı diyorlar." "Ne olacak diye soranlara da; kime yol açılır, imkân ve fırsat verilirse, onlar asaları ile gelirler ve suya vururlar. Yer suyunu yutar, arazi tekrar inşa için elverişli hale gelir" diyorlardı. Dedik ya üç deli; konuşmak ve inanmak özgürlüklerini kazanmışlar bir kere.. 

Bu masalın sonunda gökten ne düşeceği belli değil. Kimin muradına ereceği, kimin kerevete çıkacağı da meçhul. Fakat Masal Enstitüsü uzmanlarının ifadesi ile "bütün ihtimaller masanın üstünde."

0 Yorumlar