SADECE ONLAR İÇİN DEĞİL

Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. 


Hayatın hakikatini anlayamamış ve yazılmış bir hikayeyi hakikat olarak kabul etmişler için hayatın tamamı oyun, maksadı eğlencedir. 


Hayatın hakikatine ilişkin bir şeyler bilenler fakat bildiklerinin hakikatine henüz vakıf olamamış olanlar için de benzer bir durum vardır. Bunların hayatı diğerlerine nazaran daha karmaşık ve zordur. İki tane hayatları vardır. 


Bunlardan bir tanesi; kendilerinin, esasını sindiremedikleri hakikat umdeleri ile tasavvur edip, inşa edemedikleri, niteliğini ve biçimini kendilerinin belirleyemedikleri bir hayatın yerine; oyun oynayanların kurdukları hayatı yaşayıp, bu oyuna dahil oldukları kısımdır. Diğeri ise, hakikate dahil olmak hayalinin konuşulduğu bir alandır. Parçalanmış hiçbir şeyin, hiçbir şey inşa edebilmek imkanına sahip olamaması gerçeğinden çıkışla, burada da lafla oynanan oyunlarla oyalanılır. 


Bu gruba dahil olanlar, oyun oynadıkları iki alanda da eğlenemezler. Zira ana tercihleri oyun, oyalanmak ve eğlenmek olmadığı; itminana, rızaya ve üst mertebelere dair olduğu için, oyun düzeyinin hiçbir sonucu onları eğlendiremez. Eğlendiremez fakat kendi tatminlerini de elde edemezlerse, bu durumda külli verimsizlik ve huzursuzluk içerisinde olurlar; yani ne İsa'ya ne Musa'ya durumu gibi. 


Birinci gruptakiler, yazdıkları ya da yazılmış sahte hikayeleri üzerinden, parçalanmamış bir zihin, tasavvur ve niyetle, oyunlarını kesintisiz oynar ve eğlenirler. Ancak bu oyunun hikayesi hakikate dayanmadığı için; her iki dünyada ve her durumda, eğlencenin sonu hep hüsran olur. Ancak bunların kurdukları hayat, net hayali ve tasavvuru olmayanlar için eğlenceli ve mücessem gibi görülüp, aldatıcı olabilmek özelliğine sahiptir. 


Hayat sadece, hakikatin samimi ve sadık takipçileri için oyun ve eğlence anlamına gelmez. Zira onlar; hakikatin kaynağını, ömrün küll ve cüzünü, dünya ve ahireti, bilginin tüm türlerini, öz ve muhiti ve yaratılışın hakikatini; tevhidin tekliği ve bütüncüllüğü içerisinde ele alırlar ve cennetin vadettiği yüksekliklerden aşağısını da talep etmezler. Bu da ancak hayatı tekleştirmekle başlayabilir.


Zira bunlar için hayat; sahip olmanın, beğenilmek ve övülmenin, tüketimin, gücün, eğlencenin ve oyalanmanın mahalli değil; varlık nedenini gerçekleştirip, sorumluluk ve liyakat izharında bulunarak, gerçek hayatın mahiyetini belirlemenin yeridir. Yani hayatın tamamı, doğru işleri, doğru biçimde yapmak için vardır ve vazgeçilemeyecek bir davadır. 


İki tane hayata sahip olanlar, belki de hiç başaramayacakları; "bir şeyler yapmak lazım" niyeti üzerinde konuşmaya devam edecekler ve belki de bunun bir oyun olduğunu fark edemeyeceklerdir. Zira, söz, inanca dönüşmeyince, bir davranışın gerçekleşmesi de mümkün olmaz. Davranış hale dönüşmeyince, bir şeyleri inşa etmekte mümkün olmayacaktır. Temel çelişki budur. Çelişkiyi çözerek, inanıp, en doğru işleri yapanlar, bir de en doğru hal içerisindeyseler, zaten "bir şeyler yapmalıyız" diye bir niyeti konuşmazlar. Bu safhayı çoktan aşmışlardır; neyi, nasıl yapacaklarını konuşurlar ve yaparlar. 


Hayatı tekleştirmenin yegane yolu ise, hakikatin sahibine koşulsuz itimat ve teslimiyettir. Cesaretle ve öncelikle, yüzünü her şeyden çevirip, hidayetin kaynağı ile sadece hidayeti arayıp talep ederek, samimiyetin tüm şubelerini kuşanıp, temas kurmaktan başka yol yoktur. Asılsız itiraz, muhalefet ve oyalayıcı arayışların bunu sağlayamayacağı; ancak deneyince, yapmaya başlayınca, anlaşılabileceği ve ulaşılabileceği görülecektir. 


Bakara Suresi 186
"Kullarım sana Beni sorduklarında de ki; Ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde, dualarına icabet ederim. O halde, Benim davetime uysunlar ve Bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler." 


Bu, kendilerini zanları üzerinden emin hissedip, daha sonra da sorularına cevap bulamayanların üzerinde ciddiyetle düşünmeleri icap eden bir ayettir. Zira Allah'ın vaadi mutlaktır ve asla Allah vaadinden dönmez.

 

0 Yorumlar