Hayatın her anında huşu ile kılınmakta olan bir namazın sembolizmi ile tarif edilip, anlaşılabilecek bir hal ve bir duruş içerisinde, yani hamd halinde ve duruşunda olmak, Rab'la olan ilişkimizin daimî hal ve kıvamıdır. Ruhumuz, Rab karşısında, her an ve her durumda kıyamda el pençe; nefs, Rab karşısında her an ve her durumda rükû ve secde ile aczini ve haddini ikrar etmekte; asla nefsin izzeti için tek laf bile etmemekte, benlik kavgası vermemekte ve var gücüyle itminana ulaşmak için, duaların bütün biçimiyle dua etmektedir. Zihin, ruh, lisan ve beden, her an ve her durumda, Rabbe, arada kimse olmadan diyeceğini demekte, isteyeceğini istemekte, O'nu zikretmekte, hayranlığını ve kulluğunu; zihnen, ruhen ve fiilen ikrar etmektedir. Bu, hiçin, Hep karşısındaki halini, duruşunu, haddini, ilişkisini ve mevkiini ifade etmektedir. Bunlar retorik ifadeler değil, insan fıtratının en temel, en kök, en başlangıç halinin tarifine dair sözlerdir.
Kitabın hidayet aynasından, insanın hayatına dair yansıyan ana belirleyici halin görüntüsüdür. Orijinal varlık tasavvuruna ait olmayan bütün yapay görüntülerden farklı bir temel hakikatin genel çerçevesini, ana mahiyet ve kıvamını gösteren sahici yansımalardır. Bu yansımalar sahici bir hayatın bütün görüntülerini inşa etmektedirler. Bunun dışındaki tüm hal ve hayaller, kavurucu sıcakta görülen seraplar gibidir. O seraba ulaşmaya çalışanlar da orada her daim Rabbi bulacaklardır, fakat hüsran halinde... Yani hakiki hayat tasavvuruna ve biçimine, insan doğasının en temel ve ķök unsuru olan, Rab'la, insan arasındaki ilişkinin hakikatini bilmek ve gerçekleştirebilmekle sahip olunabilir.
İnsanlar, hayatlarının bütün anlarında bir karar alıp, bir davranış sergilemek mecburiyeti ile yaratılmışlardır. Belki de bu gerçeği hiç fark etmemektedirler, fakat bu zorunlu hal, insanın hayatını inşa etmesini sağlayan şeydir. İnsana da her an, mecburen yapılandırdığı bu hayatın niteliğinin/mahiyetinin; onu ve bütün insanları acı içerisinde değil, tatmin içerisinde yaşatacak, bütün varlıkların hukukunu koruyacak biçimde olmasını sağlamak düşmektedir.
Bunu ise, hayatın her anında mecburen alması gereken kararın ve sergilemesi gereken davranışın; o anda alınması gereken, en doğru, isabetli ve güzel karar olması; o anda gerçekleştirilmesi gereken en doğru, isabetli ve güzel davranış olması ile gerçekleştirebilir. Çünkü hayat, ilmek ilmek örülür ve hayatın ilmekleri, insanların, hayatın her anında sergiledikleri davranışlarıdır. Her ilmeğin doğru atılması mecburiyeti gibi her davranışın en doğru yani ahsen olması mecburiyeti vardır. Hidayet Kitabı bunun; "hayatın yaratılış nedeni" olduğunu söylemektedir. Yani insanların hayatlarının varlık nedeni, kök anlamı; insanların, hayatlarının her anında ahsen-u amel yani en doğru davranış sergilemeleridir.
İnsanların inşa ettiği hayatın, insanların acı çekmeden, tatmin içerisinde yaşamasını sağlayan, bütün varlıkların hukuklarını koruyan bir niteliğe sahip olabilmesi; davranışlarının mahiyetini belirleyen kök bilgilerin, doğalarının kök bilgilerine özdeş olmasıyla mümkün olabilir. Mesela alacağı kararın mutlaka insanın varlık nedenini gerçekleştirecek bir niteliğe sahip olması; davranış ilkeleri ve sınırlarının hem hayatın anlamı çerçevesinde hem de bütün varlıkların temel hukukuna uygun olması gerekmektedir. Bu bilgiler de insan doğasının/fıtratının bilgileridir. Bu nedenle Kitabın hidayet yansımaları, davranışın mahiyetini belirleyen bilginin yani dini bilginin, insanların fıtratlarının bilgisi olması gerektiğini, bu nedenle Allah katında dinin, insanı yarattığı fıtrat olduğu söylenmektedir.
Hidayet Kitabının kapsamında, Allah'ın, insanları üzerinde yarattığı fıtratın bütün kök bilgilerini sunması da vardır. Bu bilgileri, bütüncül olarak, doğrudan, dolaylı, nereden ve nasıl elde edileceğine ilişkin usul, işaret, yönlendirmeler, metaforlar vb. şekillerde vermektedir. Bunlar; anlam cümleleri, ilkeler, sınırlar, değer yargıları ve değerler; bilgi, inanç, emir, yasak, hatırlatma, örnekler vb. farklı biçimlerle ve organik yöntemlerle gerçekleştirilmektedir.
Bağlamı hayat olan bir evrende; aklederek, davranışlarla, deneyerek, gözleyerek, ilişkilerle, soyutlamalar, hayaller, tasavvurlar, ilhamlar, yüzleşmeler vb. yöntemlerle elde edilebilir.
Ancak; beş duyunun ötesinde varlık, olgu, oluş ve ilişkilerin varlığını bilip, kabul eden ve bunlarla ilişki geliştirebilmek yöntemlerini de kullanabilenler; hamd duruşu ile ilişkisini kurdukları Rablerine karşı sahip oldukları sorumluluk bilincinden kaynaklanan bir sorumluluk ahlakına sahip olanlar; sahip kılındıkları kaynakları paylaşanlar; Allah'ı hatırlatan sembol ve ritüellere sahip olanlar; hakikat süreçlerine ve sahiplerine dua edip, destek olanlar ve bu çerçevede, Kitabın hidayet yansımalarında ifade edilen vasıflara sahip ve gereklilikleri yerine getirenlerin, Kitabın hidayet rehberliğinden yararlanabilmek imkânı vardır. Bu gereklilikleri yerine getirmeyenler bu imkândan yararlanamamaktadırlar.
İnsanların karar ve davranışlarının mahiyetini belirleyen bilgileri sadece Allah'tan almaları ve bunun için Allah'ın belirlediği Kitabı rehber edinmeleri, sadece Allah'a kulluk etmek anlamına gelmektedir. Bu da Kitabın hidayet yansımalarında, insanların varlık nedeni olarak bildirilmektedir. Yani hayatın varlık nedeni; hayatın her anında en doğru kararın alınıp, en doğru davranışın sergilenmesi; insanların varlık nedeni ise, bunu mümkün kılacak olan; davranışın mahiyetini belirleyen kök bilgilerin yani dini bilginin sadece Allah'tan alınması yani sadece Allah'a kulluk etmek olarak belirlenmiştir.
Elbette bunu engellemek için, düşman olarak yeryüzüne gönderilmiş şeytan, her karar anında, bu kararın ahsen olmaması için mücadele etmektedir. Buna karşılık insanların, şeytanın ve yoldaşlarının savaşına karşı savaş vermesi hayatın zorunlu amaçlarından birisidir. Bunun da anlam ve keyfiyeti Kitabın hidayet yansımalarındadır.
Resulün şahitliği, kendi hâl aynasından, Kitabın hidayet yansımalarından başka bir şey değildir. Bunun, tasavvura, amele, hale, ilişkiye, inşaya, mücahedeye, tebliğe, ahlaka, şahsiyete, hayata dönmüş biçimlerinin görüntüleridir.
Resullerin daveti, insanların, Rableri ile, Kitabın hidayet yansımalarında belirttiği biçimde bir ilişki tesis etmeleri ve gerçekleştirmelerine dairdir. Yani Resuller, insanları Rabbaniler olmaya davet ederler.
Bu sürecin lazım şartları olarak, insanlara hidayet rehberini okurlar ve öğretirler. Ayrıca ahsen-u ameli mümkün kılacak hikmeti de öğretirler. Bunun gerçekleşmesi için etkisi olan meşruları ve gayri meşruları açıkça ortaya koyar; insanların önünü kesecek, onlara zarar verecek olanları yasaklarlar. Akılları, gönülleri, nefisleri, vicdanları, dilleri, ilişkileri, idrakleri, tasavvurları, etki unsurlarını vs.; genel ve güncel kirlerinden arındırırlar. Yapılması ve yapılmaması gerekenler hususunda bir perspektif oluşturup, bilinç ve farkındalık kazandırırlar. Doğru ve iyi olanları teşvik edip, yanlış ve muzır olanları engelleyip, ortadan kaldırırlar. İnsanların sırtlarına yüklenen haksız bagajları ve yükleri indirirler; ayaklarını bağlayıp, hareketsiz bırakan şeylerden kurtarırlar; kölelikten azat olup, özgürleşmelerini sağlarlar.
Bunlar Resullük misyonunun icaplarıdır. Bu misyon, fıtrata uygun hayatın inşası, idamesi ve muhafazası sistematiğinin zorunlu bölümlerden birisidir. Eğer bu misyon gerçekleştirilemezse, fıtrata uygun bir hayatın bütün süreçlerinin gerçekleşmesini engelleyecek bir eksiklik oluşur, sistem bozulur. Bu misyonun, kıyamete kadar, değişen bütün hal ve koşullar karşısında, hale uygun biçimde, kamilen ifası mecburdur. Eksik kalmamalıdır. Yani insanoğlu bu misyonu kadükleştirecek teşebbüsleri devre dışı bırakıp, misyonun ifasını mümkün kılacak yol ve yöntemleri bulmak zorundadırlar.
Resuller, Kitabın hidayet yansımalarının rehberliğinde, özgün bir hayat inşa etmişler, bu hayatın içerisinde yaşamışlar ve bu hayatı korumak için mücahede etmişlerdir. Bu, pratikte şu anlama gelmektedir. Hayatın anlarında ahsen-u amel işlemek, bütüncül olarak, fıtrata uygun bir hayat inşa etmenin temel faktörü ve sürecidir. Bu nedenle, varlık nedenine uygun yaşamak tercihi yapmış olanlar, içerisinde bulundukları cari hayatı olduğu gibi yaşarken, aynı zamanda fıtrat unsurlarının bir bölümünü kullandıkları kısmi alanlar oluşturup, buralarda tatmin bulmayı doğru görmemişler ve bunun indirgenmiş bir durum olduğunu, bütüncül olmadığını ifade etmişlerdir. Kitapta bu duruma; "dinlerini parça parça ettiler" denmektedir. Oysaki Kitabın rehberliğinin en önemli öğretilerinden birisi; Yegâne Tek olandan yani Allah'tan ve O'nun vazettiği hakikatlerden doğan bütüncüllük yani tevhid olgusudur.
Böyle bir hayatı inşa sürecinde, fıtratın bilgilerini esas alarak; fikir, inanç, tavır, davranış, ilişki ve inşa geliştiren Resuller; mevcut hayatın verileri çerçevesinde yaşayanların, korku, endişe, meselesizlik, farkındasızlık, karşıtlık ve düşmanlık saikiyle ortaya koydukları tepki ve tavırlarına muhatap kalmışlardır. En yakınlarından başlayarak, farklı biçim ve şiddetlerde maruz kaldıkları bu tutumları, başlangıçta anlamlandırıp, kabullenmekte zorluk çekmişlerdir. Ancak zamanla bu durumun sadece kendi başlarına gelmediğini, tarih boyunca yüzünü hakikate ve hidayete dönmüş olanların hepsinin başına geldiğini, belki de kıyamete kadar bu yolda olanların başına geleceğini anlayıp, bilmişlerdir. Çünkü bunlar, hakikat çerçevesinde bir hayatın mücahedesinin doğal koşulları ve cilveleridir. Bu durumla baş edebilmek için, yüzlerini Rabbe dönmüş, insanlardan hiçbir beklenti içerisinde olmamış, onların ortaya koydukları olumsuzluklara da sabredip, aldırış etmemişlerdir. Onlara tebliğ ve davetleri, mücahede ve fedakarlıkları ise, insanlar için değil, Rabbe sorumluluğun gereği, Rabbin verdiği görevin icabı olarak yapılmıştır. Bunu bilmek, bu yolda olanlar için Resullerin şahitliği aynasından gördükleri olarak anlam bulmaktadır.
Kitabın hidayet ve Resulün şahitlik aynası, kendi fıtratına ve varlığın hakikatine uygun bir hayat tercihi yapanlar için yegâne seçenektir. Diğer alternatif ise, hakikatin üstüne, anbean ve katbekat gerilen sayısız perde üzerinde oynatılan sayısız görüntü olacaktır. Bu tercihler; sahiciliği, özgürlüğü, özneliği, bizatihiliği ya da bunun karşıtlığını belirleyen durumlardır. Görüntülere aldanmak ve oyalanmak; kendileri dışında yapılandırılmış hayatlarda, belirlenmiş koşullarda yaşamaktır. Mukabil olarak, hakikat aynasının referansı ile halleri okuyup, halini ve hayatını, bizatihi inşa etmek; inşa sürecine bizatihi katıldıkları hayat içerisinde yaşamak ve bu hayatı korumak tercihidir.
Bu mevzular, yüzleşme kayıtlarına; hakikat çerçevesinde yaşanılacak hayat biçiminin başlangıç unsurları olarak geçirilmelidir.
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?