İNDİRGENMİŞ İNSANLIK

İnsanlar birbirlerinden farklı kapasitelere ve mizaçlara sahip olabilirler, bu varoluşsal bir normaldir. Buna Kuran tabiriyle "şakile" denir. Normal olmayan ise herkesin, şakilesine göre, hayatın farklı yükseliş mertebelerinde yaşamak potansiyeline sahip olmalarına rağmen, bu potansiyellerini harekete geçirememeleridir. Potansiyellerini harekete geçirip kullanma mecburiyetini belirleyen ve etkileyen ana unsur insanların varoluş nedenleridir.

İnsanların varoluş nedeni, onların başlangıçta varlıklarını devam etmelerini mümkün kılacak, temel ihtiyaçlar ve fonksiyonlar çerçevesinde bir hayat biçimi geliştirmelerini öngörür. Yemek, içmek, barınmak, çoğalmak, güvenlik, eğlence gibi..

Varlığını devam ettirebilmenin asgari standartlarını oluşturanların, hayatın anlamını gerçekleştirmek için lazım olan diğer fonksiyonları icra edebilecekleri standartları hedefleyip elde etmek mücadelesi vermeleri gerekmektedir. Bu, insanların özneleşmeye başladıkları süreçtir. Eğer şartlar oluşup zamanı gelince  özneleşme sürecine başlanamazsa, bu durumda insanlar temel düzey hapishanesinde sıkışıp, mahkûm gibi yaşamaya mecbur kalırlar.

Diğer standartlar, başlangıç düzeyinde sahip olunanların daha çoğuna, farklısına, gösterişlisine sahip olmak değildir. Yani daha çok para, kâşaneler, şöhret, daha büyük titrler değildir. Adalet, üretim, inşa, zulme karşı durma, insanların fıtratlarına uygun yaşaması, fıtri hukukun muhafazası, farkındalığın gelişmesi, hayata dâhil ve müdahil olma, gelişmiş işbirliği yöntemleri oluşturabilmek için; bilgi, idrak, perspektif, güç, sistem, yöntem, inanç, dirayet, cesaret, paylaşım, şahsiyet, güç, imkân vb. üretmek, yüksek standartlara örnek olarak verilebilir.

Başlangıç düzeyindeki hayat, sadece gerekli şartlar ve zemin oluşana kadar normal ve tahammül edilebilir bir mahiyet taşır. Ancak yeterli optimal standart oluşunca ve sürdürülebilir mahiyet kazanınca,  insanların yalnızca bu mertebede yaşamaya çalışması, tüketen ve tatminsiz bir hal alır. Bu durum insan doğasının gereğidir. Zira yeryüzünde halife yani iradi müdahale yetkisine sahip olan insanlar, bunu sadece temel ihtiyaçlarını gidererek yapamazlar. Eğer insanlar doğalarına aykırı bir yaşam biçiminde yaşamak zorunda kalırlarsa tükenip eksilmeye, anlamlarını ve fıtri güçlerini kaybetmeye başlarlar. Bu da insanların en temel ve vazgeçilmez amaçlarından birisi olan "bütüncül tatmine" ulaşmalarına engel olur. Bütüncül tatmine ulaşmanın zorunlu koşulu ise özneleşmek süreci ve bu süreçte üretebilecekleridir.

Tam burada mevcut görüntü, cehennemi bir soru ve hatta çelişki olarak önümüze dikiliyor. Madem gerçek bu, o zaman neden milyarca insan bu duyguları ve ıstırapları yaşamadan hayatlarını sürdürebiliyorlar? Bu soru derin ve doğru bir tespite dayanmıyor. Karşı soru; o halde neden toplumların yüzde seksen veya doksanı, psikolojik, sosyal, ilişkisel ve kişilik sorunları yaşıyorlar? Neden hayatı ve olanları gerçekleri üzerinden algılayıp çoğu şeyin farkında olamıyorlar? Neden yaşadıkları, sonuçlarına katlanıp bedellerini ödedikleri hayatın kuruluşuna ve yönetimine çok büyük oranda dâhil ve müdahil olamıyorlar? Neden temel hukuklarının ayaklar altına alındığı durumlara itiraz edip talep ve teklif geliştiremiyorlar?

Bütün bunların nedeni, hayatın başlangıç mertebesine sıkışmış insanların, bu mertebeyi rasyonalize edip, normalleştirmesi ve arkasından mutlaklaştırması yanılgısı ve yenilgisidir. Zira sadece başlangıç düzeyinde yaşanan hayatın gücü ve ufku yüksek standartları gerçekleştirmeye yetmez. Burası bir kalkış rampası gibi düşünülmelidir.

Bu nasıl olabilir diye soracak olanlar şunu bilmelidirler. Bu hayatı oluşturan bütün anlam, değer, ilke, ölçü, sınır, kök; ilişkiler, hukuk, sistemler ve süreçlerin; orijinal doğasına uygun değil de değiştirilmiş ve indirgenmiş içerikler üzerinden tarif edilip inandırılmasıyla oluşturulmuştur. Yani milyarlar, indirgenmiş hayat algılarının mahkûmu olarak yaşamaya devam etmektedirler. Görece ve sahte tariflerin inançlarıyla kurup yaşamaya çalıştıkları bir hayatın mutsuzluğunu, kayıplarını ve bedellerini ödemektedirler. Bu sonucu insan doğasının orijinal hali belirlemektedir, fakat insanlar bunun da farkında değillerdir.

Özetle, indirgenmiş yaşamlar, hayatın en dip mertebesinde yaşananın, sanki gerçek ve mutlak hayat buymuş illüzyonu ile yaşanmasını ifade eder. Bunun olabilmesi için dip hayatın içerikleri üzerine geliştirilen; varlık nedenini örten sahte anlamlar, tarifler ve biçimlerin, sömürü ve aldatma endüstrilerinin marifetiyle sürekli inançlarıyla kurup yaşamaya çalıştıkları bir hayatın mutsuzluğunu, kayıplarını ve bedellerini ödemektedirler. Bu sonucu insan doğasının orijinal hali belirlemektedir, fakat insanlar bunun da farkında değillerdir.

Özetle, indirgenmiş yaşamlar, hayatın en dip mertebesinde yaşananın, sanki gerçek ve mutlak hayat buymuş illüzyonu ile yaşanmasını ifade eder. Bunun olabilmesi için dip hayatın içerikleri üzerine geliştirilen sahte farklılaştırılması, çeşitlendirilmesi ve zenginleştirilmesi etkin rol oynar. Yani temel ihtiyaçlara yüklenilen farklı anlam ve değerler ve  bunları bağlamından kopartıp, tüketime döndüren biçim ve şekiller ile bunlar gerçekleştirilir. Oysaki insan, yeryüzündeki varlık nedeni ile mütenasip olarak yüksek standartların yaratığıdır. Eğer bu biçimde ve düzeylerde yaşamayı başarabilirse, gerçek son hayatta da çok yüksek standartlarda yaşamaya hak kazanacaktır.

0 Yorumlar