Bu başlığın altında konuşulacak o kadar çok şey vardır ki... Hem de hiçbirisi, sade suya tirit cinsinden; boş sözler, meselesizlik, korkaklık, idraksizlik, mesuliyetsizlik ve küçük insan olmanın kokusunu bile üzerinde taşımayan sözlerdir.
Hakikat arayışı sadece haddini, sahici olarak bilenlerin harcı bir eylemdir.
Hikayesini başkalarının yazdığı kişilerin hayaline ve hatırına gelebilecek bir şey değildir. Onlar, hikayecinin, onlara masal formunda anlatmaya başladığı oyalayıcıların oyalamasını yeterli buldukları için, bir arayış ve talep sahibi değildirler.
Onlar, akletmenin, hayatın olmazsa olmazları arasında, üst sıralarda yer aldığını gerçek olarak bilmedikleri için; zanlarına hitap eden ezberlerle iktifa eder ve bunlarla konformist bir hayat yaşadıkları zannı ile de tatmin olurlar.
Fail ve özne olmak; mesuliyet almak, tekellüf altına girmek, emek ve çaba sarf etmek, cesaretle risk almak, teşebbüs etmek, irade beyanında bulunmak, kemal için çalışmak, rüşd sahibi olmayı dilemek, inanmak ve mücahede etmek gibi hususları gerçekleştirmeyi zorunlu kıldığı için; nefislerin/egoların bunlardan hiç hazzetmemesinden dolayı; insanların bir bölümünce tercihe şayan olmayıp, yerine edilgen nesneler yani köleler olarak yaşamakla yetinilebilinmektedir.
Şimdi soracaksınız; hangi aklı başında, onurlu, şerefli insan bunları kabul edip, bile isteye yaşayabilir? diye.
Hakikat diye bir olgunun varlığından, değerinden, anlamından ve fonksiyonundan haberi olmayanlar için elbette bunların bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Bu nedenle, bu mana ve ilkelerin yokluğunu; insan olabilmeyle, onurla, şerefle ilintilendirmeyecekler; yerine zanni olarak imal edilmiş anlam, ilke ve değerlerin tarifleriyle şerefli olmanın peşinde, şeref aradıkları arasında değer dilenciliğini normal kabul edeceklerdir.
Bir bölüm insan ise bu kavramların varlığından haberdar olmakla birlikte, hakikatine ilişkin mana, kıymet ve prensiplerini bilmek, bulmak ve olmak gayreti yerine; zanni imalatların, sahte tarif ve tabelaları üzerinden, zahmetsiz kabuk yalayıcılığı ile arif olmak yanılsamalarının masallarını anlatan sahte hikayecilere kulak verip, hakikat talibi oldukları zannının çukurlarında debelenmeyi tercih etmektedirler.
Aslolan, varlığın hak üzere yaratıldığı; zannın, hakkın karşısında hiçbir değerinin olmadığı; hakkı bilmeye, bulmaya ve üzerinde olmaya ancak, sahici ve samimi hakikat talipliği ile ulaşılabilineceğinden emin olabilmektir.
Hakikat taliplerinin arayışlarında, onlara destek veren ilham kaynakları vardır. Bunlar için; doğrudan hakikatin membaı olan kök hükümler; bunların çerçevesinde oluşan tahayyül ve tasavvurlar; bunlardan mülhem alınmış kararlar, davranışlar ve paylaşmalar; bu davranışların kendilerinde ahlaklaştığı ve şahsiyetleştiği şahit insanlar; bu mahiyette yaşanılan süreçler, vasatlar ve ilişkileri misaller olarak sayabiliriz.
Hakikat arayışı; ataletle, paylaşmayarak, yüzleşmeyerek, müşahit ve şahit olmayarak, mücahede içerisinde olmayarak gerçekleşebilecek bir husus değildir. Ancak bu ilişki, süreç, hal, kaynak ve şahitliklerin ilhamı, hakikati arayanların; hayallerini, akıllarını, idraklerini, karar ve davranışlarını tahrik edip, harekete geçirebilir.
Belki de bunlardan daha kıymetli olan ise hakikati arayanlara ilham kaynağı olabilmektir. Bu nedenle; "Resuller size, siz de insanlara şahit olun" emri verilmiştir.
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?