GÜÇ FİLOZOFU

Güç Felsefesi ve Dinamikleri isimli uluslararası sempozyuma yirmi yedi ülkeden tebliğci davet edilmişti. 

Akademisyenler, stratejistler, politikacılar, istihbaratçılar, askerler, büyükelçiler, bürokratlar; yani çok geniş yelpazede, konuşmacılar ve davetliler çağırılmıştı.

Şüphesiz davetlilerin içerisinde en ilginç olanlarının başında Prof. Cemal Yiğitoğlu geliyordu. 

Bu tür toplantılar için hiçbir çabası ve talebi olmazdı. Ancak isminde ve içeriğinde "güç" olan, dünyanın herhangi bir yerinde yapılacak hiçbir toplantı da hocasız olmazdı.  

Cemal Hoca; bir "güç filozofu", strateji dehası, davranış bilimci, yapay zekâ üstadı ve tamamlayıcı birçok alanda uzmanlık düzeyinde bilgi ve tecrübe sahibi idi.

Bu yılki sempozyumda; yeni güç parametreleri ve dinamiklerinin yanısıra, "Güç Paradigmalarında Yeni Perspektif" isimli bir başlık ta tartışılacaktı. 

Tebliğler sunulmaya başlandı. 

Milli güç unsurlarında yeni parametreler. 

Güç parametreleri ve teknoloji ilişkileri. 

Siber dünya ile ortaya çıkan güç ve tehdit potansiyelleri. 

İnsan niteliği ve güç potansiyelleri münasebeti. 

Din algısı yönetimi ile güç devşirmek gibi farklı konu ve alanlarda, yeni ve renkli tebliğler sunuldu. 

Gücün felsefesi ve yeni güç paradigması alanında tek tebliğ sunacak olan Cemal Hocaydı. Bu nedenle en merakla beklenen ve izlenen konuşma da onunki oldu.

Cemal Hoca kürsüden davetlileri gözleriyle bir taradı ve konuşmaya başladı. 

"Ben konuya sonundan başlamak istiyorum" dedi.

"Bu konuşmadan sonra üç tip tepki oluşacak." 

"Bunlardan bir tanesinde, dinleyenlerin bir bölümü hiçbir şey anlamayacaklardır. Bunlar kendi aralarında ikiye ayrılacaklar. Birinci kısım, bu konuşma yapılmamış gibi davranacak ve geldiği gibi gidecekler. İkinci kısım ise, biraz sonra anlatacağım şerefsizlerin taktiklerini yutup tezviratlarının peşine takılarak, onların anlamadığı ve benimde anlatmadığım şeyleri söyleyerek, adi bir kampanyanın boşbeleş soytarılığını yapacaklardır." 

Böyle konuşabilmek, Cemal Hocanın, sahip olduğu özelliklere binaen, izne ihtiyaç duymadığı ayrıcalığı idi. 

"Gelelim ikinci gruba" dedi. " Bunlar anlatacaklarımı kesinlikle anlayacaklardır. Hatta bu konuşmanın oluşturabileceği muhtemel etkilerin hızlı analizini de yapıp, ilk tepkilerini tartışma bölümünde vermeye başlayacaklardır. Daha sonra, eğer bu tartışmanın açılmasında stratejik bir risk olabileceği değerlendirmesi yaparlarsa, kapsamlı bir önleme stratejisi geliştireceklerdir." 

"Bunları korkup, çekindiğimden dolayı söylemiyorum. Dikkat çekmeye çalışacağım konunun; anlamı, bağlamı ve hedefi dışında bir çerçeve ile saptırılarak, linçe maruz bırakılmasını hedefleyen bir kampanya ile israf edilmesine karşı, bir önlem olarak söylüyorum." 

"Üçüncü grup ise; hakikati bulmaya ilişkin bir niyet ve ciddiyetle dinleyecekler, anlayacaklar ve buradan geldikleri gibi gitmeyeceklerdir. Bunlar, konjonktürün ortaya çıkmasına vesile olabileceği muhtemel dünyanın, yeni perspektifinin oluşmasında, etkili unsurlar olarak yerlerini alacaklardır." 

“Anlatacağım konu, yeni bir tezin ortaya atılması gibi dinlenilmemelidir. Ayrıca kâmil bir modelin tarifi olarak ta düşünülmemelidir. Sadece, güç konusunda, farklı bir paradigmanın anlaşılabilmesine imkân sağlayacak bir perspektifin oluşabilmesi için gerekli düşünce sistematiğine ilişkin, sınırlı bir örnek olduğu düşünülerek dinlenilmelidir" dedi ve tebliğini sunmaya başladı.

Örümceğin ağına yakalananların birçoğu, bu ağda güçlülerin olduğu ve güç sahibi olabilecekleri zannına sahip olanlardır. Oysaki…

Cemal hoca konuşmasına başladı. 

"Şimdi siz, bana; "Cemal hoca, işimiz zor. Birçok konuda düşünüyoruz, çalışıyoruz, tartışıyoruz; bunları stratejiye, planlanmaya çeviriyoruz; daha sonra uygulamaya sokuyoruz ve sonuçlarını analiz ediyoruz; analiz sonuçlarına göre yeniden strateji, planlama, uygulama..."

Hadi burada kalsa; güç uygulamalarından zarar gören bir sürü insanın dırdırı, düşmanlıkları; diğer unsurların rekabeti; bir de riskleri yönetmek zorundayız. Bir sürü zor ve zahmetli işler.

Kerem etsen, bir el atsan da bize bir simülasyon evreni oluştursan. Bunlar o evrende yapılsa ve biz de sonuçlar üzerinden çalışmalarımızı sürdürsek.

Yapay zekâda üstatsın fakat artık çoluk çocukta makinaya öğretiyor. Marifet, bizlerin sanal, holografik modellerimizi oluşturup; yapay zekâyla, asıl bunlara öğretebilirsen, üstad olduğunu ispatlamış olacaksın.

Bunlara; görmeyi, işitmeyi, düşünmeyi, duyguları, üretmeyi, geliştirmeyi öğretebilirsen; bunlar bizim yaptıklarımızı, sanal âlemde yapmaya başlarlar, biz de süreçlere, bu sonuçlar üzerinden, bir üst mertebeden dâhil olmak için imkân buluruz" deseniz.

Bende gaza gelip, ekibi toplayıp, çalışmaya başlasam.

Tasarım kriterleri ve proje özellikleri hakkında size bazı bilgiler verip, sorular sormam gerekmektedir."

Başlangıcından bu tarafa anormal bir seyir ve usulle devam eden konuşmanın nereye gideceği büyük merak uyandırmaktaydı.

Hoca devam etti.

"Öncelikle bu simülasyon evrenindeki asıl tipolojiler, sizin karakteristik özelliklerinize ve formasyonlarınıza sahip olacaklardır. Otonom olarak düşüneceklerdir.

Çalışmalarını sürdürüp, sonuçlarını deneyebilmeleri için sistemler, çevre koşulları ve farklı tipolojilerinde bu evrende olmaları gerekmektedir.

Bunların yapacakları çalışmaların ve geliştirecekleri ilişkilerin kriterlerini tespit edebilmemiz için doğasını da belirlememiz gerekmektedir.

Şimdi size soruyorum; bu simülasyondaki model tipolojiler, bu çalışmaları neden yapacaklar? Zira bunlar düşünüp, üretecekleri için bunlara bir kök neden yazmamız gerekecek ki, çalışmalarını bu nedeni gerçekleştirmek için yapabilsinler."

Henüz olanları kavrayamamış ve konuya dâhil olamamış olan izleyicilerden bir bölümü soru karşısında kıpırdadı. Bazıları cevap vermek zorunda hissettiler kendilerini.

İzleyicilerden birisi düşüncelerini söyledi.

"Bu hayali proje gerçekleşse, ben, bizi temsil eden modellerin; gücün anlamını, güç dinamikleri ve parametrelerinin doğalarını ve etkin kullanımını iyi bilmeyi, yeni güç parametreleri geliştirebilmeyi, çok parametreli analiz yapabilmelerini mümkün kılacak çekirdek formasyona sahip olmalarını isterdim."

"Peki, bu formasyonu hangi nedenler için kullanacaklar?" diye sordu hoca.

Bir başka katılımcı cevapladı; " Sürekli en güçlü olabilmek, güç konsolidasyonu sağlayabilmek, güvenlik, rekabet, gelişim gibi hususlar için kullanacaklardır."

"Bunları hangi nedenler için gerçekleştirecekler?" dedi hoca.

"İnsanların mutluluğu, adaletin sağlanması, sürekli gelişim, barış, düzen, liderlik, üstünlük, başarı, denge gibi olguların geliştirilmesi için" dedi, soruyu cevaplayan.

"Bir soru daha; son saydığınız değerlerin içeriklerini kim belirleyecek?" dedi, hoca.

Katılım artmıştı. Bu nedenle ortalık karıştı ve her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Mesela "adalet" kavramının içeriklerine dair, beş benzemez tarifler geldi. Konsensüs oluşmadı.

Konuşmacılardan bir tanesi; "Kavram içeriklerine yüklenen anlamlar bizim aramızda da mutlak olmayıp, görece olarak ele alındığı ve güç parametresi üretmek için araç kabul edildiği için, sanal evrende de böyle olmalıdır” dedi.

"Size yazılım ve sistem konusunda bazı bilgiler vereyim" dedi, hoca.

"Öncelikle henüz ortada bir şey yok. Bu nedenle; figür, hareket, düşünce, ilişki, sonuç, vb. henüz olmayan fakat olması gereken her şey için kod yazmamız gerekmektedir.

Sizler ve diğer modelleyeceğimiz bütün tipolojiler için grafik tasarımlar yapılacaktır. Bunların holografik yani üç boyutlu olabilmeleri için uygun açı ve frekansla lazer ışığı düşürmemiz gerekmektedir.

Duymaları, görmeleri, düşünmeleri için gerekli mekanizmaları oluşturmaya yönelik kodlar yazmamız gerekmektedir. 

Bütün sistemler, alt sistemler, etkiler, tepkiler, sonuçlar için de kodlar yazmamız gerekmektedir. 

Statik simülasyon evreni için kodlar yazıp, tasarımı tamamlayınca iş bitmeyecektir.

Söyledim ya yokluktan varlığa çıkacak olan her olgu, oluş ve ilişki için; her defasında yeniden kod yazmak gerekmektedir.

Statik simülasyon evrenindeki hiç bir unsur, kendiliğinden, otomatik olarak hareket ve oluş üretemez. Bunun koşullarını ve işleyişini de yazacağımız kodlar belirleyecektir.

Mesela; simülasyondaki figürlerden bir tanesi, yeni bir parametre geliştirmek istiyor. Bunun için öncelikle istemek zorunda. İstemekte kendiliğinden oluşmaz. Bunun için de kod yazılması gerekmektedir. 

Yani bu projedeki süreç; bir kere yazılıp da size teslim edilerek, otomatik işleyip gelişecek bir realiteyi ifade etmiyor. Yazılım işletme ve yönetim; her anı, her oluş ve olguyu kapsayan sürekli kod yazmayı ve müdahaleyi gerektirmektedir. 

Yönetim dedim, bunu biraz açayım. Siz her ne kadar bütün değerler görece olarak üretilsin dediyseniz de bu mümkün değildir. Eğer böyle olsa simülasyon evreni ve içindekiler bir müddet sonra birbirlerini ve kendilerini yok edeceklerdir. Çünkü her şeyin görece olması, sürekli çatışma halini doğurur. Bu nedenle; evrendeki tüm unsurların varlıklarına ve ilişkilerine dair hukuk hükümleri oluşturulmalıdır ki; bunlar referans olsunlar, dengelerin bozulması ihtimalinde müdahale edilebilsin."

"Nasıl, böyle bir simülasyon evreni geliştirilebilse iyi olur muydu?"

Gülüşmeler oldu.

Hoca; " muhayyel tasarım ve proje üzerinde konuşmayı burada sonuçlandıralım. Zira bundan sonrası için hayali bir zihin alt yapısı oluşturduk. Artık bu alt yapı üzerinden konuşmayı sürdürelim."

"Şimdi size soruyorum; 

Böyle bir simülasyon evreninde kim daha güçlü olurdu? Güçlü olabilmek için en doğru strateji ne olabilirdi?"

Bir müddet sonra cevaplar gelmeye başladı. 

"Elbette yazdığınız kodlarla elde ettikleri formasyonu en başarılı olarak kullanıp, en etkili sonuçları üretebilenler; en fazla güç parametresine sahip olup, bunları en güçlü ve farklı kullanarak etkiler oluşturabilenler. Ayrıca sürekli yenisini üretebilenler. Diğerlerinin de kaynaklarını kontrol edip, kullanabilenler; işbirliği yapabilenler."

Cevaplar bu minval üzere devam etti. Görüşler, mevcut bilgi ve tecrübelerden çıkışla veriliyordu, elbette.

Fakat izleyiciler, hocanın yüzündeki hali görünce asıl cevapların bunlar olmadığını anladılar ve hep birlikte sustular. Hocanın söyleyeceklerini beklediler.

"Size, bu muhayyel evrende kim daha güçlü olurdu? diye sordum.

Bu sorunun doğru ve anlamlı olabilmesi için, Bir 'den fazla güç sahibi veya odağı olması gerekiyor. 

Düşünelim;

Eğer ben fişi, prizden çeksem ortada; simülasyon evreni, tipolojiler, sistem kalır mı?

Bir grafik tasarım yapmasam, modellenmiş tipolojiler olur mu?

Lazer ışını düşürmesem, üçüncü boyut oluşur mu?

Kodlar yazmasam; statik evren, davranışlar, düşünceler, hatta istemeler olur mu?

Mesela benim belirlediğim hukuk kurallarına uymayanların; varlık kodlarını, davranış kodlarını ya da duygu kodlarını değiştirdim. Artık hareketsiz kaldılar veya kendilerine acı veren duygulara kapıldılar; bunu kendi başlarına değiştirmek imkânları var mı?

Diyelim ki, hepsi birden bana kızdılar. Benimle mücadele etmek için bildikleri ve geliştirebildikleri bütün imkânlarını ve güç parametrelerini bana karşı kullanmaya karar verdiler;

Eğer ben kod yazmasam böyle bir şey isteyebilirler mi?

Eğer ben kod yazmasam, böyle bir karar alabilirler mi?

Eğer ben kod yazmasam böyle bir şey yapabilirler mi?

Hadi ben hepsini yapmalarına izin verdim ve kodlarını yazdım; hükmü ve etkisi sadece simülasyon evreninde olan bir davranışın bana herhangi bir tesiri olabilir mi?"

Ortalık buz kesti.

"Beyler böyle bir evrende sadece bir tane kod yazan, sistemin işlemesi için fişi prize takıp orada tutan ve istediği zaman bu koşulları değiştirebilen var. Ondan gayrısının hiç bir imkânı ve gücü yok. O halde; aralarından kim daha güçlü olurdu? sorusu saçma zira sadece bir tane güçlü var."

"Bundan sonrası için konuşmama gerek yok" dedi, hoca.

Zira bundan sonrası, anlamayanlar için lüzumsuz. Anlayanlar için de benim konuşmam gereksiz çünkü onlar buradan yürüyeceklerdir.

Ben bunlarla iş birliği yapmaya ve destek vermeye hazırım. İkinci sorunun cevabını da ancak bunlarla bulmaya çalışırım." dedi ve konuşmayı bitirdi.

0 Yorumlar