Yaklaşık iki bin beş yüz sene önce, gündüz vakti, elde fener, "adam arıyorum" diyen Diyojen'in feryadı, on sekizinci yüzyılda Osmanlı 'da ifade edilen "kaht-ı rical" deyimi; adamlık meselesinin sadece günümüzde değil, bütün zamanlarda ve mekanlarda çok önemli bir mesele, çok önemli bir sorun olduğunun ifadesidir.
Hz. Nuh'un yüzyıllara bali çabaları ve çölün ortasında, dağ başında, denizsiz bir yerde; bir emre itaat ederek gemi inşa edecek bir imana sahip olması dikkate alınıp, sonra da o gemiye binenlerin sayısının (rivayetlere göre) iki elin parmaklarını bulmaması; Hz. Lut'un, helakten hemen önce yaşadığı beldeden ayrılırken, beraberindeki kirlenmeden kalabilmişlerin sayısının da ancak bu kadar olduğu; zulme maruz kalıp, Allah'tan bir lider isteyip, sonra da verilince peşinden gidenlerin, yol boyunca ırmaktan içmeye sabredip de köprünün diğer tarafına geçebilenlerin çok az olması; adamlık meselesinin çok kolay olmadığını, bütün insanların bunu başaramadıklarını ve bu nedenle kadim ve köklü bir sorun olduğunu ifade etmektedir.
Nihayetinde, on dört asır önce inen vahiyle, adamlığın genel vasıfları ifade edilmiştir.
Ahzab Suresi 23 “Müminlerden öyle adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler; böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiç bir değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler.”
Adamlık, zor bir mesele olmasına rağmen, neredeyse bütün insanlık açısından, bilerek veya bilmeyerek, olmazsa olmaz kabul edilmektedir. İnsanlar, adam olmayı, adamlar tarafından yönetilmeyi, adamlarla evli olmayı, dostlarının, ortaklıklarının, evlatlarının, ebeveynlerinin, akrabalarının adam olmasını isterler. Yaşadıkları toplumdaki insanların adam vasfına sahip olmasını arzu ederler.
Bu nedenle, idealizmi, romantizmi, edebiyatı bir tarafa; insanların kendilerinin ve öyle olmasını istediklerinin adamlık vasıflarını ortaya koyan kriterler daha büyük önem taşımaktadır.
Muhtemelen ilk kriter tatmindir. Daha doğrusu bütüncül tatmin yani itminandır. Zira adamlık mertebesine ulaşacak olan insan; öncelikle kendi iç dünyasında aradıklarını bulmuş, temel sorularını cevaplamış, kök kararlarını vermiş, şüphelerinden, tereddütlerinden, korkularından, komplekslerinden kurtulmuş; sakinleşmiş, dinginleşmiş, yalınlaşmıştır. İnançları olgunlaşmış, amaçları tespit edilmiş, yeri ve duruşu belli olmuştur. İç ve dış çatışmaları sona ermiştir. Adaleti kendi ve çevresindekilerin lehine gerçekleştirebilmektedir. Dengeli hale gelmiştir. Üretiyor ve israf etmiyordur. Kendisinin, sınırlarının, çevresinin, olup-bitenlerin ve sahip olduklarının farkındadır. Neyi-nasıl-ne kadar-ne zaman-kiminle yapacağını bilmektedir.
Bu çok önemlidir. Zira bütüncül tatminine henüz ulaşamamış olanlar; kararlı, güvenli, samimi, adil, sadık, üretken ve istikrarlı olamazlar.
Bu vasfa sahip olduktan sonraki kriter ise şahitliğin vasıflarıdır. Şahitlik, kişinin çevre faktörlerince nasıl bilinip, tanındığıdır. Zannımca bu kriterin alt kırılımlarında; liyakat, davranışlar, ahlak ve şahsiyet vardır. Zira insanlar, çevresince, bunlarla tarif edilip değerlendirilirler.
Üçüncü kriterse; kişinin perspektifi, amaçları, hayata ve insanlara karşı ne teklif edip, ne ürettikleridir.
Bir başka kriter ise; neye adanıp, neyin mücadelesini verdiği olmalıdır.
Belki de son kriterse, samimiyet ve sadakattir. Özüne, sözüne ve sözüne sadık olanlara sadık olup, olmadığına bakılır.
Bunlara, adamlığın teknik kriterleri denilebilir. Bir de adamlığı oluşturan; mahiyet/nitelik kriterleri vardır.
Bunlar doğrudan, insanların varlık özellikleri yani fıtratları ile ilgilidir. Adamlar, fıtratlarının farkındadırlar. Hayatlarını fıtratları çerçevesinde inşa ederler, yaşarlar ve bu hali korumak için mücadele verirler. Zira adamlığın değişmez vasıflarından olan; her şeyin hukukuna saygı, denge, özgürlük, güven, üretim, çatışmasızlık, haddi bilmek, güzel ahlak, yüksek şahsiyet, hikmet ve benzeri hususlar, ancak insanların kendi fıtratları üzerinde olmaları, kalmaları, yaşamaları ve bu hali muhafaza etmelerine bağlıdır. Zira ancak fıtratlarına sadık olabilenler, diğerlerinin de fıtratlarına saygılı davranabilirler.
Kişinin Allah'a verdiği söze sadık kalması. Bir nezrinin/adandığı şeyin/davasının olması. Bunun için mücadele etmesi ve burada sabit kadem kalması, buradan hiç ayrılmaması, vazgeçmemesidir.
Adamlık, doğal insanlık demektir. Adamlar, sayıya bakılmaksızın hayatı inşa etmek imkân ve inşa edileni savunmak gücüne sahip kılınan insanlardır. Bu durum, aslında halin bir hasılasıdır. Zira hayatın asıl anlamı "Adem’in Adam olmasıdır."
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?