BİR ORTA ASYA BEDDUASI

Batı ülkelerinden birisinde geçti bu olay. Canı çok sıkıldı, bu kadar güzel bir ülkenin gökyüzündeki bu ihanet faaliyetini ve izlerini görmekten ıstırap duydu. Bu duygular içindeyken, bir Türk arkadaşı ile buluşacağı kafeye girdi. Köşede bir masada beş altı Türk derin bir muhabbet içerisindeydiler. Oturdu, kesmeyin lütfen devam edin dedi ve o da dinlemeye başladı. Buluşacağı arkadaşı ile birlikte Türkoloji bölümünde okuyordu, bu nedenle sohbeti rahatça anlayabiliyordu. İçlerinden birisi bir Orta Asya hikâyesi anlatıyordu, ilginç bir hikâyeye benziyordu.

Obada bir panik oluştu. Herkes ne olduğunu anlamak için o çadırdan bu çadıra, bu çadırdan şu çadıra koşturup duruyordu. Mesele obanın üstüne çöken pis kokulu dumandı. İnsanların gözleri yaşarıyor, öksürüyorlar ve mideleri bulanıyordu. İste bu dumanın nereden geldiğini, ne olduğunu anlamadıkları ve rahatsızlanmaya başladıkları için paniklemişlerdi.

Oba Bey"inin çadırı önünde toplanmaya başladılar. Nöbetçiler insanları dağıtmaya çalışsalar bile onlar inatla kalmaya direndiler. Biraz sonra Bey mecburen çıktı. Meseleyi biliyordu fakat kalın ve korkutucu bir sesle; " ne oluyor burada?" diye gürledi. İnsanlar da korkuyla "ne oluyor burada?" diye sordular.

"Yan obanın yöneticileri bir sinek bulutunun bizim obaya doğru geldiğini söylediler" dedi Bey. Sinekler bir gelirlerse, hem ekinleri kuruturlar, hem de hayvanları hastalandırırlar. Biz de öbür obanın beyleriyle oturduk konuştuk, ne yapılabiliriz diye. Dediler ki biz bu sinekleri kaçıracak bitkilerden öbekler yapalım ve sizin karşınızdaki tepelere yığalım. Rüzgâr size doğru esince yakalım, dumanı size gelsin. Bu duman sizi sineklerden korur. Anlaştık ve hizmetlerinden dolayı onlara beş yüz koyun vermeyi kabul ettik. İste bu duman, o duman.

Bey bu sözleri söyledi ve hemen çadıra döndü.  Obanın insanları; "peki, bu duman neden bizi hastalandırıyor, niye hayvanların sütü kesilmeye başladı" diye soramadılar. Sadece meraklanmakla kalmadılar, sorunlar da yaşamaya başladılar. Halsizlik, öksürük bir yana, duman geleli beri herkes daha sinirli olmaya başlamıştı, durduk yerde kavgalar çıkıyor, birbirlerinin kalplerini kırıyorlardı. Bey'in açıklamaları onları tatmin etmedi ve bu işin aslını Dedem Korkut'a sormaya karar verdiler. Çadırına gittiler ve " bu işin aslı nedir Dedem?" dediler.

Dedem Korkut, karşı tepelere baktı uzun uzun, sonra da Bey çadırına. Bir besmele çekti ve

Bakara Suresi 205 "O, iş başına geçti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez" ayetini okudu.

Zakkum bitkisi, hintyağı bitkisi, porsuk bitkisini yakıpta, insanlar ve hayvanlar dumanını solurlarsa zehirlenirler, hastalanırlar. Karşı tepelerde yakılanlar bunlar bu yüzden hepiniz ve hayvanlarınız yavaş yavaş zehirleniyorsunuz. Ortalıkta bir sessizlik oldu. Sessizliğin nedeni biraz korku, biraz da kafa karışıklığıydı. Bu otları niye yakıyorlar o zaman? Bu sorunun cevabı çok zordu. Biz öbür obalara ne yaptıkta bizi zehirlemeye çalışıyorlar? Bizim Bey buna neden izin veriyor?

Dedem Korkut, bu sorularınızı basitçe cevaplayamam. Cevaplarımı da siz kolayca anlayamazsınız. Zira ilk zehirlendiğiniz duman bu değil. Kafalarınızı dumanlayan, anlamanıza engel olan bir sürü bitkiyi kullandınız. Keyfini aldınız. Ne sordunuz, ne de dinlediniz. Şimdi hep beraber nefesinizi, koyunların sütünü kesen dumanı görünce telaşla geldiniz. İnşallah bu sefer şafak atar. Tamam Dedem, anlayacağız inşallah kızma bize de, ne yapacağız onu de, dediler.

Karşı obanın bu haltı yemesine bir şeyler yapabiliyorsanız yapın, bu otları yakıp, size dumanını göndermelerine engel olun. Dedem, biz bunu nasıl yapalım? Etimiz ne, budumuz ne, gücümüz ne? Üstelik bizim Bey'de bunlarla anlaşma yapmış, beş yüz koyun da bedel vermişiz. O zaman Bey'e gidip sebebini soracaksınız. Artık meselenin aslını biliyorsunuz ve bedelini de siz ödüyorsunuz. Bey'e gittik bizi dinlemedi, sorduklarımıza cevap bile vermedi. O zaman bu musibeti vesile kılıp, düşüneceksiniz; "biz, neden, bedelini bizim ödediğimiz hayatta neler olup bitiyor bilip anlamıyoruz? Biz bunlara nasıl dâhil ve müdahil olabiliriz?

Dedem güzel söylüyorsun da bu dediğin ha deyince olmaz ki. Dumanlar, rüzgârın bu tarafa estiği her gün gelmeye devam ediyor. Kafanızdaki dumanı dağıtamayınca, bu dumana karşı hiçbir şansınız olmaz. Başlangıcınız, niyet edip Allah’a sığınmak olsun. Dönün, Allah’ın size emrettiği kıbleye; ya Kahhar, ya Hadi, ya Rahman, ya Vehhab diyerek dua etmeye başlayın. Zira Allah; Allah’a güzel isimleriyle dua edin diye emretmiştir. Daha sonra Allah’tan ne istediğinizi idrak edin ve samimi bir gayret içine girin.

Bu Batı ülkesinin pek çok şehrinde insanlar sabahın en taze vaktinde pencerelerini açtılar ve temiz havayı ciğerlerine çekmek istediler, işte o anda şehirlerinin göğünü hasır sepet gibi ören duman çizgilerini gördüler. Orta Asya hikâyesini Türklerden dinleyen adam da bunu görünce ciğerlerini kirli hava ile doldurdu ve "ya Kahhar" diye bağırdı. 

0 Yorumlar