Başlangıcından beri, bir bütünlük içerisinde yazılmış, doğasına uygun ve tutarlı; insanların anladığı ve her şeyi anlatan bir hikâye. Yoksa, insan yazılmış hikayelerin ortasından dâhil olur hayata. Hep o hikâyelerle beslenmeye devam eder. Hiçbir zaman, yaşadığı hayatın hikâyesinin tümünü anlayıp, algılayamaz. Yaşadığı kesitlerin, bölümlerin, olması gereken sahih bütünün bir parçası olduğundan emin olamaz.
Mutsuzluğunun, huzursuzluğunun, tatminsizliğinin, mevcut hayatının hikâyesinden kaynaklanıp, kaynaklanmadığını bir türlü anlayamaz. Yapılan tariflerin arkasından gitmeye razı olur fakat bir türlü tatmini bulamaz. Yani hayatının inşasına bütünüyle dâhil ve müdahil olamaz.
İnsanların bir hikâyesi olmalı. Hem fıtratlarına uygun yazılmış, hem de bütüncül bir hikâye. Her şeyi anlatabilmeli, anlamlandırabilmeli ve hayat tasavvuru bu hikâyeden oluşmalı. Hayatın her anındaki algılamalar, kararlar, tavırlar, tepkiler, bu hikâyeden oluşmalı, oluşturulmalı ve bu hikâyeyle doğrulanmalı.
Anlamlı, itminana yol alınıp tatminin bulunduğu ve varlık nedeninin gerçekleştirildiği hayatlar ancak böyle kurulabilir.
Ya da başkalarının, neşet ettiği kaynağını bilmediğimiz hikâyeleri ile kurmaya çalıştığımız hayatın hüsranlarını yaşar ve nedenini de bir türlü anlamlandıramayabiliriz. Yani illaki, kurduğumuz hayata ilişkin tasavvurlarımız için, bütünüyle okuyup, anladığımız ve içimize sinen bir hikâyenin olması şarttır.
Kitlelerin; ilgisiz, hedefsiz, bağlantısız olarak, ettikleri lafların, yaptıkları faaliyetlerin sebebi; bunlarla sahih ve tatminkâr bir bütün inşa edememeleri, kendi özgün hikâyelerini bilememelerindendir. Hikâyelerinden doğmayan hayatlarına, masallar yazmaları da ne tatminin ne de hakikinin yerini asla tutmamaktadır ve tutmayacaktır. Velev ki, öyleymiş gibi yapmaya çalışıyor olunsa da.
Ağır, ağdalı, tabelalı laflar etmek; bunlara anlam imal etmek; bunların peşinden gitmek için kıymet oluşturmak çabaları; hiçbir zaman, insanın varoluş hikâyesinden oluşan tasavvurunun ve bununla inşa edilen hayatın yerini tutmayacaktır. Aldanışını savunup, bunun mücadelesini verenler de hakkı savunup, mücadelesini verenlerin, yerini hiçbir zaman tutamayacaktır.
Bana, umut ya da umutsuzluk demeyin. Bunun sahicisi, sahici hikâyenin oluşturduğu tasavvurdan başlar. Bunun dışındaki "umut vermiyorsunuz" itirazları, "hakikati boş verin, olanı teyit edin", talebinden başka bir şey olmaz.
Çok mu zordur, hakiki bir hikâyeye sahip olmak. Kesinlikle değildir. İnsan olmanın, adam olmanın, sadece Allah'a kul olmanın, anlamına uygun bir hayat yaşamanın başlangıcıdır. Bunu anlamanın, bu sözlere kulak vermenin lüzumsuz bir romantizm olmadığını bilmenin önündeki engel, hikâyesine kul etmeyi isteyenlerin iğvalarına kulak vermektir. Bu iğvalar, gerçeğin yerini romantizmin almasının da müsebbibidir.
Çok emin bir yerde durulduğu, oradan bakıldığı zannıyla dudak bükmemek lazım. Bir gözden geçirmek icap eder. Sahih, fıtri, bütüncül bir hikaye var mı diye. Hemen var demeyip, bu hikâyeyi kendimize bir anlatmaya çalışmalı ve bakmalı, bizi tatmin ediyor mu? Hayat tasavvuru buradan mı oluşmuş? Yoksa yaşanan hikâyelere bodoslama dalınmış, yol mu aranıyor? Yani, yüzleşmek lazım gelir.
Eğer kendi hikâyemizin hayatını yaşamıyorsak; insanın varoluş hikâyesinin hakikatine uygun anlayıp, tasavvurunu yeniden inşa edebilmesinin başlangıcı; başkalarının hikâyelerinin orta yerinde, şaşkınlıktan, şaşkınlığa uğrayarak yaşamaya çalışırken; eğer varsa, şuuraltı hissedişlerine, başka bir şey olması lazım deyişlerine, kırık dökük bile olsa arayışlarına dayanarak; derinden ve sahici bir taleple istemek ve cesur olmakla yapılacaktır. Bir hikâyesi olmalı insanın…
0 Yorumlar
SON DAKİKA
1
NASIL BİR MEYDAN OKUMA İLE KARŞI KARŞIYAYIZ? CEVABIMIZ NE OLMALIDIR?