ALAN AÇMAK STRATEJİSİ

İnsanlık, tarih boyunca pek çok kriz yaşamıştır. Savaşlar, kıtlıklar, ekonomik çöküşler ve ideolojik kırılmalar… Ancak bu krizlerin büyük çoğunluğu görünürdü. İnsan, karşı karşıya olduğu tehdidi tanımlayabiliyor, ona karşı pozisyon alabiliyor ve zamanla yeni bir denge kurabiliyordu. Bugün ise daha derin ve daha tehlikeli bir durumun içindeyiz. Bu kez ortada doğrudan görülen bir yıkım yok ve fakat daha sarsıcı bir şey var. İnsan varoluşsal yerinden edilmiştir.

İnsan hâlâ düşünüyor, konuşuyor, çalışıyor, üretiyor gibi görünmektedir. Fakat bütün bu faaliyetlerin içinde eksik olan kritik bir unsur vardır. İnsan artık süreçlerin kurucu öznesi değil; hamalı, taşıyıcısıdır. Karar veriyor gibi yapar ama seçenekler önceden belirlenmiştir. Üretiyor gibi görünür ama bu üretim yön üretmez. Katılıyor gibi görünür ama müdahil olamaz. Bu nedenle mesele ne bilgisizliktir ne de imkânsızlık. Mesele, insanın bulunduğu yerin değişmiş olmasıdır. İnsan artık merkezde değildir; sistemin içinde dolaşan bir unsura dönüşmüştür.

Bu kaybı doğru isimlendirmek gerekir. 

İnsan, alanını kaybetmiştir. Alan, basitçe bir boşluk değildir. Alan, insanın varlık olarak gerçekleştiği yerdir. 

Düşüncenin sınandığı, iradenin risk aldığı, hatanın mümkün olduğu, üretimin doğduğu, ilişkinin kurulduğu ve anlamın inşa edildiği yerdir. Alan ortadan kalktığında bilgi donuklaşır, irade zayıflar, sorumluluk kaybolur ve insan edilgenleşir. Bu yüzden bugün yaşanan şey bir krizden ziyade bir yer kaybıdır.

Bu kayıp rastlantı değildir. Modern sistemlerin doğrudan sonucudur. Her güç yapısı doğası gereği; belirlemek, sınırlandırmak ve kontrol etmek ister. Modern devletler, kurumlar ve büyük organizasyonlar hangi konuların konuşulacağını, hangi yöntemlerin kullanılacağını, hangi hareketlerin meşru olduğunu ve hangi sapmaların kabul edilebilir olduğunu önceden tanımlar. Bu durum kısa vadede düzen üretir. Ancak uzun vadede kontrollü ama üretimsiz bir yapı ortaya çıkar. Akademisyen düşünür ama genellikle düşüncesinin bağlamı hayat değildir ve bu nedenle bilginin uygulamaya gireceği alan yoktur, risk alamaz. İş adamı kazanır ama anlam üretmez. Zaten anlam ve nedenleri belirlenmiştir. Bundan dolayı nefsi hazlardan daha yüksek standartlara ulaşmak, imkâna rağmen bütüncül tatmini yakalamak fırsatı olmaz. Bürokrat uygular ama geliştiremez. Zira belirlenmiş ve sınırlanmış bir alanın dışında hareket imkânı yoktur. Sivil toplum çalışır ama dönüştüremez. Sınırlı ufka, farkındalığa ve etkiye sahiptir. Çünkü hepsi aynı sınıra çarpar; tanımlanmış alanların dışına çıkamama sınırı.

Bu noktada alan açmak meselesi ortaya çıkar. Ancak alan açmak çoğu zaman yanlış anlaşılır. Bir iyileştirme, bir destek programı ya da bir imkân dağıtımı gibi görülür. Oysa alan açmak bunların hiçbiri değildir. Alan açmak, mevcut düzenin ontolojisine müdahaledir. Çünkü alan açmak, insanın kontrol edilerek değil, serbest bırakılarak geliştiğini kabul eder. Bilginin korunarak değil, sınanarak güçlendiğini; sistemin kapatılarak değil, açılarak olgunlaştığını kabul eder. Bu nedenle alan açmak, gücün kendini sınırlamasıdır. Ve bu, en zor şeydir.

Alan açmak bir şey vermek değildir; bir şeyi doğal akışına bırakmaktır. Devlet her şeyi belirleme iddiasından vazgeçmeden alan açamaz. Akademi sahadan kopuk üstünlük pozisyonu iddiasını bırakmadan alan üretemez. Sivil toplum yalnızca şikâyet eden bir yerde durarak alan inşa edemez. İş dünyası sadece kazanç odaklı dar çerçevesini aşmadan yeni üretim biçimleri geliştiremez. Alan açmak, herkesin bir şey kazanmasından önce herkesin bir şeyden vazgeçmesini gerektirir.

Bu meselenin bir de bilgi boyutu vardır. Alan açılmadan önce bilgi yukarıdan aşağı, filtrelenmiş ve steril biçimde dolaşır. Alan açıldığında ise bilgi sahadan doğar, hatayla gelişir ve ilişki içinde dönüşür. Saha üretir, akademi çözer, devlet uygular, saha geri bildirir. Bu döngü kurulmadığı sürece hiçbir sistem öğrenemez. Çünkü bilgi canlı kalamaz.

Alan açılmadığında ortaya çıkan sonuçlar oldukça belirgindir. İnsanların kapasitesi israf olur. Yüksek potansiyel, düşük etkiyle sonuçlanır. Tatminsizlik artar, çünkü insanlar yapabildiklerinden değil, yapamadıklarından yorulur. Gizli bir kopuş başlar; insanlar sistemin içinde kalır ama zihnen ayrılır. En sonunda ise bir simülasyon oluşur; her şey çalışıyor gibi görünür ama hiçbir şey gerçekten işlemez.

Buna karşılık alan açıldığında bambaşka bir gerçeklik ortaya çıkar. İnsan özneleşir; karar alır, risk alır ve üretir. Sistem öğrenir; hatalar görünür hale gelir ve düzeltilir. Güven oluşur çünkü insanlar gerçek katkı sunar. Ve en önemlisi, yeni değer üretimi başlar. Sadece sonuç değil, anlam da üretilir.

Bu durum yalnızca büyük sistemlerle sınırlı değildir. Aynı kanun, ilişkilerin her düzeyinde geçerlidir. Evlilikte kontrol çatışma üretir, alan ise gelişim sağlar. Kurumlarda mikro yönetim verimsizlik doğurur, alan açmak üretimi artırır. Toplumda dayatma, kutuplaşma üretir, alan ise birlikte yaşama imkânı doğurur. Çünkü bu bir teknik değil, varlık kanunudur.

Alan açmanın önündeki en büyük engel ise korkudur. Güç kaybetme korkusu. Devlet bu yüzden kontrol eder. Kurumlar bu yüzden sınırlar koyar. İnsan bu yüzden geri çekilir. Oysa gerçek şudur; alan açmak gücü azaltmaz, çoğaltır, çünkü kontrol, gücü sabitler; üretim ise büyütür.
Bugün dünyanın en büyük problemi ne kaynak eksikliğidir ne de bilgi eksikliği. Asıl problem, insanın yer eksikliğidir. İnsan vardır ama yerinde değildir. Alan açmak bu yüzden bir proje değildir, bir yöntem değildir, bir politika hiç değildir. Alan açmak bir davettir. Bu davet şudur; yerine dön...

İnsan yerine döndüğünde üretir, sorumluluk alır, ilişki kurar ve anlam üretir. Ve ancak o zaman toplum yeniden kurulur, sistem yeniden dengelenir, hayat yeniden anlam kazanır. Çünkü alan açmak, insanı yönetmekten vazgeçip onun var olmasına izin vermektir. Ve bu izin verildiğinde güç, kontrolle değil, üretimle çoğalır.

Taraflar birbirlerine alan açtığında hep beraber kazandıklarını göreceklerdir. Devlet sivil topluma, sivil toplum devlete; akademisyenler sivil topluma, sivil toplum akademisyenlere; iş adamları sivil topluma, sivil toplum iş adamlarına, eşler birbirine, insanlar birbirine. Artık soru; "bu nasıl olacak" olmalıdır ve bunun cevabı bir "Alan Açmak Stratejisi" bağlamında ve ciddiyetinde aranmalıdır. 

0 Yorumlar